fix bar
fix bar
fix bar
fix bar
fix bar
fix bar

Buğdaylık

image

Buğdayın Tarihçesi

Tarih öncesi dönemlerden elde edilen bulgular insanoğlunun ilk kültüre aldığı bitkinin buğday ve arpa olduğunu göstermektedir. Buğday bitkisinin tohumlarından elde edilen un, bulgur, makarna, nişasta insan beslenmesinde; sapları ise kağıt-karton sanayinde, hayvan beslenmesinde ve izolasyon malzemesi olarak bina inşaatlarında kullanılmaktadır.

Buğday, kuşaklar boyunca ekonomik, sosyal ve kültürel anlamda insan yaşamını; insan da buğdayın evrimini etkiledi. Önceleri, Yabani Siyez (Triticum boeticum) ve Yabani Gernik (T. dicoccoides) doğadan toplanırken sonradan bu iki yabani tür, doğal seçilimle insanların ekimini yaptığı Siyez (T. monococcum) ve Gernik’in (T. dicoccon) ilkel formlarına evrimleşti. İlkel formların, yabanilere göre daha iri taneli ve kavuzlu olması ve başaklarının kırılgan olmaması nedeniyle insanlar da bu formlara yöneldi. Bu iki ilkel formun öncelikli geliştirilmesi, diğer bir ifadeyle yabani hayattan kültürel hayata geçiş Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde (Gaziantep-Şanlıurfa-Diyarbakır üçgeninde) gerçekleşti. Bölgedeki volkanik bazalt taşları arasında geçmişiyle birlikte tüm tarihi değerlerini bugüne yansıtan Siyez, Gernik ve diğer yabani buğday türlerinin her birinde ayrı bir hikâye gizlidir. Buğday, ‘Bereketli Hilal’in insanlığa en büyük armağanıdır.

Verimli Hilal olarak adlandırılan ve bugün İran, Irak, Türkiye, Suriye, Lübnan, İsrail, Filistin topraklarını içine alan bölge, buğday ve arpa yanında pek çok tahıl grubunun yabani formlarının bulunduğu gen merkezi durumundadır.

Arkeolojik kaynaklar buğday tarımının Anadolu, Azerbaycan, Batı İran ve Güney Kafkasya bölgelerinde başlamış olduğunu doğruluyor. Şeria nehri yakınlarındaki Jeriko ve Şam’ın güneyindeki Tell Esved adlı yerleşim yerlerinde buğday tarımı yapıldığına ilişkin somut arkeolojik veriler bulunmaktadır. Bu bölge gerçekten Adem’in cennetten kovulup indiği coğrafya mıdır bilinmez, ama insanoğlunun uygarlık süreci burada başlamıştır. Evet, buğday tarımının ilk kez bu coğrafyada yapıldığını, eski medeniyetlerin temel gıda maddesinin buğday olduğunu hem tarihi hem dini kayıtlar doğruluyor.

Mezopotamya uygarlıklarından kalan yazılı kayıtlarda buğdayın temel ticaret ürünlerinden birisi olduğu görülmektedir. Gılgamış Destanı’nda buğday motifi sıklıkla işlenir ve tasvirlerde kullanılır. Mezopotamya’dan Arap çöllerine ve Asya içlerine, deniz yoluyla körfez civarına gönderilen temel ürün de buğdaydır. Eski Mısır ve Fenikelilerde buğday narh uygulanan ve vergi kesilen ürünlerdendir. Devrin askeri güçlerinin ve dini otoritelerin temel ihtiyaç malzemesinin buğday olduğuna dair kayıtlar da mevcuttur.

Binlerce yıl sonra bile buğday Türkiye’de yaşayan insanlar için tokluk, varsıllık ve yaşamı çağrıştırmaktadır. Tıpkı Orta Amerika yerlileri için mısırın, Çinliler için pirincin, Güney Amerikalılar için patatesin taşıdığı kutsal anlam gibi… Bu nedenle dini gelenekler buğdayı tanrının en kutsal ikramı kabul edip saygı duymayı buyurur. Bu nedenle Türkiye’de ekmek öpülüp, baş üstüne konur. Bir tuzun bir de ekmeğin hatırı güdülür ki bu en temel ihtiyaçların karşılanmasına duyulan vefadır. Sonra kahve hatırı vardır. Bu ise dostluğa, ahbaplığa, arkadaşlığa duyulan hürmettir.

Öte yandan buğday, tabiatın süsü niteliğindedir. Kışın eriyen karla birlikte yeşerir, nisan yağmurlarıyla boy verir. Rüzgârda yeşil bir deniz gibi dalgalanır. Başak verdiğinde gönence dönüşür, sarardığında yaz ortasıdır artık. Biçildiğinde tatlı bir zafer yorgunluğu yaşatır. Türk çiftçisinin dilinde atasözüne evrilen “Buğday ile koyun, gerisi oyun.” sözü buğdayın tarımla uğraşan kesim için temel geçim kaynaklarından biri olduğunu ortaya koymaktadır.

Buğday dünyada en çok ekilen ve gıda olarak tüketilen tahıldır. İnsanlar günlük enerji ihtiyaçlarının yarısına yakınını buğdaydan sağlamaktadırlar.

Tahılların doğadan toplanmasına dair tarih MÖ 17.000 yılına kadar uzanmaktadır (Tanno ve Willcox, 2006). Yaklaşık 10 bin yıl önce Diyarbakır-Karacadağ'da kültüre alındığı tahmin edilen buğdayın Anadolu’da 23 yabani ve 400 den fazla kültüre alınmış çeşidi bulunmaktadır (Özberk ve ark., 2016). Vavilov’un (1987) araştırmalarında belirlediği 8 gen merkezinden ikisi Türkiye'de bulunmaktadır.

Buğdayın yabani atalarından bugünkü kullandığımız haline gelinceye kadar aşamaları aşağıda verilmiştir.

Türkiye'de en önemli yerli çalışma ilk olarak bilim insanı Mirza Gökgöl tarafından 1935 yılında yapılmış, 18 binin üzerinde farklı tip ve 256 buğday çeşidi (varyetesi) belirlenmiştir. Türkiye'de buğday ıslah çalışmaları, ilk defa 1925 yılı sonlarında Eskişehir Tohum Islah İstasyonu’nda başlamıştır.

Günümüzde Türkiye'de yetiştirilen buğdaylar tür ve çeşit olarak çok farklıdır. Bir zamanlar "durum" nev'i ve çeşitleri fazla yetiştirildiği halde son 50 yılda daha ziyade ekmeklik çeşitlerin üretilmesi artış göstermiştir. Bununla beraber durum ve yumuşak buğdayların yetiştiği bölgeler tabiat şartlarının tesiriyle pek fazla değişmemiştir.

Çeşitlerden birkaçı; Kıraç-66, Anadolu Beyaz, Adana-99, Ceyhan-99, Seyhan-95, Kaşifbey-95, Dariel, Tahirova-2000, Sagittario, Karasu-90, Golia-99, Pehlivan, Saraybosna, Katea-ı, Prostar, Sana, Altıntaş-95, Kızıltan-91, Diyarbakır-81, Ege-88, Salihli-92, Gün-91, İkizce-96, Bayraktar-2000, Demir-2000, Tosunbey, Zencirci-2002, Seval, Eser, Kenanbey, Mirzabey-2000, Ç-1252, Ankara-98, Altın-40/98, İmren, Eminbey, Altınbaşak, Gökkan, Karatoprak, Osmaniyem, Pandas, Seri-2013, Yüreğir-89, Sarı Başak, Amanos-97, Altınöz, Ayzer, Yakamoz, Günberi, Ekinoks, Candaş, Sham-1, Gemini, Bolal-2973,